Salı, Ekim 24Teknoloji ve Tasarım Platform'una hoş geldiniz.

Teknoloji tasarım dersi 2017-2018 konusu biyomimetik; Teknolojinin doğayı taklit etmesi ?

Daha önceki programda belkide çok üzerinde durmadığımız bir konu bu sefer” İnsan Yapılı Çevre ”  alanında üzün süreli üzerinde durmamız gereken bi konu haline gelmiş olacaktır. Daha önceki yazımızda bahsettiğimiz http://teknolojik.org/2017-2018-teknoloji-tasarm-dersi-programinda-bizleri-bekleyen-tehlikeler/  isimli makalemizde bahsettiğimiz gibi önümüzdeki sene sorunlar yaşamak istemiyorsak üniteleri iyi anlamamız ve özümsememiz gerekiyor.

Bu yazımızda biyomimetik konusuna değinip bazı örnekler vereceğiz. Hepimizin bildiği gibi insanoğlu eskiden beri doğay gözlemlemiş ve doğay anlamaya çalı;mıştır. Büyük buluşlara baktığımızda yerçekimi kanunu, suyun kaldırma kuvveti, dünya’nın kendi çevresinde dönmesi  vb. ilk aşamada insanlık doğayı anlamaya çalışmış ve doğanın sistemini çözmeYe başlamıştır. Gerçekleştirdiği bu buluşlar sayesinde icatlar geliştirmiş ve zamanla bu kavram yetersiz hale gelince inovasyon kavramnı geliştirmiştir.

Katildi[[[[[[
Bugün insanlığın sahip olduğu teknolojik ürünlerinin kökeninde ne var hiç düşündünüz mü? En karmaşık deneylerin yapıldığı laboratuvarlar mı? Fabrikalar ya da üniversiteler mi? Ya da buralarda çalışan mühendisler, bilim adamları veya araştırma görevlileri mi?

Aslında bu sorunun cevabı çok uzaklarda değil içinde yaşadığımız yakın çevrede; doğada gizli: Bugün kullandığımız endüstriyel ve teknolojik pek çok ürünün temelinde, canlıların fiziksel özellikleri ya da davranış sistemlerinden alınan örnekler yatmaktadır. Bu canlılar bilim adamları için ideal birer örnek oluşturmaktadır: Mesela…Sadece 70 gram yakıtla 3000 km.lik bir mesafeyi kesintisiz uçuşla kat eden Sarı salkım kuşu veya bir derecenin üç yüzde biri kadar ısı farklarını bile algılayabilen yılanlar ya da saniyede 1000 kez kanat çırpan sinekler…

Canlıların kusursuz özellikleri son yıllarda daha çok dikkat çekmiş ve bu durum biyomimetik adlı yeni bir bilim dalının doğmasına neden olmuştur. Biyomimetik kelime olarak “canlıları taklit” anlamına gelir. Teknolojinin geliştirilmesinde, doğada yaşayan canlılardan daha fazla örnek alınması gerektiği artık tüm bilim adamları tarafından benimsenmiş durumdadır. Wild technology (Doğal Teknoloji) kitabının yazarı Phil Gates, bu gerçeği şöyle ifade etmektedir:

“İcatlarımızın en iyilerinin çoğu, ya aynen diğer canlılardan taklit edilmiştir ya da onlar tarafından zaten kullanılmaktadır. Henüz gezegenimizi paylaştığımız çok sayıda canlı organizmanın sadece küçük bir kısmını keşfedebildik.” (Wild Technology, Phil Gates, s. 5)

Doğa, her biri harika tasarlanmış milyonlarca canlı türüyle doludur. Ancak burada önemli bir hatırlatma yapmak istiyorum: zaman zaman televizyonlarda izlediğimiz bazı belgesellerde doğaya son derece hatalı bir şekilde akıl ve şuur atfedilebilmektedir. Oysa doğa, insan gibi düşünme yeteneğine sahip bir canlı değildir. Dolayısıyla ne aklı, ne şuuru, ne de planlama yeteneği olabilir. Hava, su ve topraktan oluşan doğa, içerisindeki olayları ve canlıları kendi başına asla oluşturamaz. Diğer yandan herhangi bir akla sahip olmayan doğada kusursuz tasarımlar vardır. 21. yüzyıl teknolojisinin doğayı taklit ettiği göz önüne alınacak olursa, doğadaki teknolojinin günümüz teknolojisinden çok daha üstün olduğu ortaya çıkar. Günümüzdeki teknolojik ürünlerin bir tasarlayanı olduğuna göre elbette doğadaki bu mükemmel teknolojinin de bir tasarlayanı olduğu açıktır. Doğayı, en ince ayrıntısına kadar üstün bir güç ve akıl planlamış ve ona hayat vermiştir. Şimdi doğadaki harika canlıların birkaç tanesine bakacak ve hep beraber Yaratıcının varlığına şahitlik edeceğiz:

Bu bir Lotus bitkisi. Bitkiye ilk baktığınızda fazla bir özelliği olmadığını düşünebilirsiniz. Oysa Lotusu yakından inceleyen uzmanlar çok iyi çalışan bir kendini temizleme sistemiyle karşılaştılar. Bir masa örtüsü düşünün ki hiç kirlenmiyor, işte böyle bir özellik var Lotus bitkisinde. Yapraklarındaki özel doku sayesinde yağmur damlaları yüzeydeki tozları silip süpürebiliyor. Lotus bitkisi mikroskop altında şöyle görülüyor: Yaprakların yüzeyi çok küçük tepeciklerle kaplı. Bu tepecikler temas yüzeyini azaltarak yağmur damlasının yaprağa yapışıp kalmasına engel oluyor. Engebeli yüzeyde kolayca kayabilen yağmur damlası beraberinde bütün tozları yapraktan uzaklaştırıyor.

Biliyor musunuz, Lotus bitkisinin bu hayret verici özelliği, araştırmacılara yeni ufuklar açmıştır. ISPO isimli bir Alman şirketinin bilim adamları Lotus bitkisinin harika çalışan tasarımını taklit ederek yepyeni bir dış cephe kaplaması üretmiştir. Bitkiden esinlenerek “Lotusan” ismini verdikleri malzeme binaları yaprakta olduğu gibi temiz tutabilen özelliktedir. Bu ürün için ‘deterjana gerek kalmadan 5 yıl boyunca binayı tertemiz tutacağı garantisi’ bile verilmiştir. Görüyorsunuz, Lotusanın geliştirilmesi onlarca kimya mühendisi ve kimyagerin ancak yıllar süren çalışmaları sonucu geliştirilebilmiştir. Halbuki bu yüzey kaplaması bitkinin yaprağında yaratıldığı günden beri kusursuz olarak bulunmaktadır.

Ünlü bir teknoloji firması, bilim adamlarından, inşaatlarda kullanılmak üzere çok hafif ve çok sağlam bir madde yapmalarını istemiştir. Maddenin özelliklerini de şöyle tarif etmiştir:

Birincisi; dünyanın çevresi bu maddeden yapılmış bir iple dolaşıldığında ipin ağırlığı 330 gramı aşmamalıdır. İkincisi; bu ip aynı kalınlıktaki çelik halattan 5 kat sağlam olmalıdır. Üçüncüsü; kendi uzunluğunun 4 katı kadar esneyebilmelidir. Ve son olarak; kullanıldıktan sonra atılmayacak, yeniden eski haline dönüştürülebilecektir.

Böyle bir malzeme geliştirebilmek için, dünyanın çeşitli üniversitelerinden bilim adamları bir araya gelmiş, bu konuda çok çalışmış ancak sonuçta günümüz teknolojisiyle böyle bir maddenin yapılamayacağını kabul etmek zorunda kalmışlardır. Bu sırada şaşırtıcı bir şey olmuş, bir gün bu çalışmayı yapan araştırmacılar bir başka bilim adamının bu maddeyi üretebildiğini gördüklerinde adeta şoka girmişlerdir. Üstelik sözkonusu başarılı bilim adamı bir mühendis değildir. Herhangi bir üniversitede ders de vermemektedir. Hatta ilkokuldan mezun olmadığı için okuma yazma dahi bilmez.

Bu başarılı bilim adamı hepimizin çok yakından tanıdığı örümcektir. Şimdi gelin örümceğin ürettiği mükemmel malzemeyi yani ipliğini inceleyelim: Örümcek ipliği en hafif maddedir. 1 kg örümcek ipliğini dünyanın etrafına tam üç kez dolayabilirsiniz. Eğer bu ipliği gergin olarak kullanacak olursanız dünyanın etrafında bu kez tam 12 tur atabilirsiniz.

Örümcek ipliği ayrıca dünyanın en sağlam maddesidir. Amerika’nın ünlü bilim dergilerinden Science News’de şöyle bir benzetme yapılmıştır:“İnsan ölçülerine göre, balık ağı boyutlarındaki bir örümcek ağı, bir yolcu uçağını yakalayabilir.”(http://www. watchtower. org/library/g/2000/1/22/article_02. htm)

Dahası, örümcek bozulmuş ağını yiyerek yeniden iplik üretebilir. Şimdi Dikkat edin! Örümcek bu maddeyi birkaç milimetreküplük bir yerde üretir. Bu üretim yeri, tekstil fabrikalarının devasa boyutları yanında inanılmaz küçük bir yerdir. Şu kesindir ki bu böceğe bu özel organlar doğa tarafından değil, üstün bir akıl tarafından verilmiştir. Bilim ve tekonoloji her zaman doğayı taklit edecek ve oradaki üstün akıldan esinlenecektir..

“O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.”(Haşr Suresi, 24)

Bir Cevap Yazın