Öyle insanlar vardır ki yalanı doğru gibi anlatır, öyle kimselerle karşılaşırız ki, ‘’doğru’’yu bile doğru dürüst dile getiremez.
Birinci kısma girenleri mübalağacılar sınıfına sokabilirsiniz. Niçin itiraf etmeyelim; konuşurken sözlerini abartanları, göğüslerini kabartanları bir çoğumuz zevkle dinlemekten kendini alamaz. Hatta böyle palavracılara ‘’sempatik’’ insanlar gözüyle bakarız.
Meşhur Hattat Mustafa İzzet Efendi de mübalağa sanatına hayli önem verenlerden biriydi. Hazret bir gün bir mecliste konuşurken söyle der:
Dün gece oturdum, sabaha kadar Kur’an-ı Kerim yazdım!
Bunu duyan muhatabı da aynı yönteme başvurur, abartılı bir karşılık verir:
Geçen Ramazan ayındaydı, Boğaz’da oturan bir arkadaşıma iftara gidiyordum. Yolda öyle bir fırtına çıktı ki dalgalar kayığı alıp sahildeki minarelerin şerefelerine kadar çıkardı. Biz böyle bocalayıp dururken iftar topu atıldı. Ben sıgaramı minarenin kandillerinden yakarak orucumu bozdum.
Kendini tutamayan İzzet Efendi bağırır.
-Yalan!...
Arkadaşı susturucu cevabı hemen verir:
Yalansa dün akşam yazdığın Kur’an-ı Kerim çarpsın! :DD

Timaş yayınları - Çınaraltı kitap sohbetleri – Dursun Gürlek
Linklerin Görülmesine izin Verilmiyor.
Linki Görebilmek için
Üye Ol

(Hızlı Üye Kaydı) veya
Giriş Yap