Teknoloji ve Tasarim kaynak sitesi




151,167 Mesaj 16,743 Konu- Gönderen: 47,801 Üye - Son üye: tosba
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ülkemizden Tarihi Güzellikler  (Okunma Sayısı 368 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
karadeniz rüzgarı
öğrenci
Küçük Laleler
*****

Karizma : 623


Mesaj Sayısı: 2,376

Konu Sayisi: 327

Y@vuz'un ve Ülkü Çoban'ın küçük l@lesi


« : Şubat 27, 2008, 16:17 »

  :) ember ve ben  :)  bu konu başlığı altında sizlerle ülkemizdeki tarihi güzellikleri paylaşacağız ama sizlerden de paylaşımlarınızı bekliyoruz...   

 YEREBATAN SARNICI



İstanbul'un görkemli tarihsel yapılarından biride Ayasofya'nın güneybatısında ve biraz ilerisinde bulunan Basilika Sarnıcıdır. Bizans imparatoru I. Justinianus (527-565) tarafından yaptırılan bu büyük yer altı sarnıcı, suyun içinden yükselen ve sayısız gibi görülen mermer sütunlara bakılarak halk arasında yerinde bir deyimle "Yerebatan Sarayı" olarak isimlendirilmiştir.

Sarnıcın yerinde daha önce Genç Roma çağında muhtemelen III-IV.yy.da yapılmış olan, ticari ve hukuki işlerde, bilim ve sanat faaliyetlerinde büyük bir Basilika kullanılıyordu.476 yılında çıkan bir yangında tamamen harap olduktan sonra ılius tarafından yeniden yaptırılan ve tekrar bir yangın felaketine uğrayan ve 532 yılında şehri kasıp kavuran Nika isyanında, Basilika’nın mermer heykeli vardı. Eski kaynaklar bu yerde yüzü sütunlu revaklarla çevrili üstü açık bir avlu su Ayasofya'ya dönük belirtmiştir. Hz. Süleyman'ı elini çenesine dayamış vaziyette Hz. Süleyman’ın bronz heykelinin bulunduğunu ,kendi eserinden çok daha güzel olan hayretle temaşa ettiğini gösteren bu heykeli daha sonra imparator kaldırılmıştır.

Bilindiği gibi İsrail hükümdarı I. Basilius (867-886) tarafından Hz. Süleyman'ı kendi adına Kudüs'te yaptırdığı mabet yeryüzünde Ayasofya'ya gelinceye kadar yapılmış olan mabetlerin en güzeli, en muhteşemi olarak biliniyordu. Daha sonra imparator Basilius'un sözü geçen heykeli eridikten sonra kendi heykelini koydurduğu söylenmektedir. imparator Justinianus yangına uğramış olan büyük basilika'nın yaklaşık 532 yılında, rivayetlere göre 7.000 kölenin çalıştığı bu sarnıcı inşa ettirmiştir. Ve sarnıç ismini yakınındaki ılius Basilika'ndan almıştır. Basilika Sarnıcı'nın suyu imparator Valens tarafından (368) yılında yaptırılan 971 m. uzunluğundaki Valens (Bozdoğan) kemeri ile imparator Justinianus'un yaptırdığı .45 m. uzunluğundaki Mağlova Kemeri yardımıyla şehre 19 km. Mesafede Belgrat ormanlarındaki Eğri kapı su taksim merkezinden gelmektedir.

Basilika Sarnıcının planını yüzyılımızın başında Alman Deniz altıcıları çıkarmıştır. Buna göre uzunluğu 140 m. genişliği 70 m. dikdörtgen biçimde bir alanı kapsayan dev bir yapıdır. 52 basamaklı taş bir merdivenle inilen bu sarnıcın içerisinde her biri 9 m. yüksekliğinde 336 sütun bulunmaktadır. Birbirine 4.80 aralıklarla dikilen bu sütunlar, her sırada 28 tane 12 sıra meydana getirirler. Suyun içerisinde yükselen bu sütunlar uçsuz bucaksız bir ormanı hatırlamakta ve ziyaretçiyi sarnıca girer girmez etkilemektedir.

Sarnıcın tavan ağırlığı haç biçiminde tonozlar yuvarlak, kemerler vasıtasıyla sütunlara aktarılmıştır, çoğunluğu daha eski yapılardan toplandığı anlaşılan ve çeşitli mermer cinslerinden granitten yontulmuş sütunların büyük bir kısmı tek parçadan, bir kısmıda üst üste iki parçadan oluşmaktadır. Bu sütunların başlıklarında yer yer farklı özellikler taşır. Bunlardan 98 adedi Corinth üslubu yansıtırken bir bölümünde Dor üslubunu yansıtmaktadır.Sarnıcın tuğladan örülmüş 4.80 m. kalınlığındaki duvarları ve tuğla döşeli zemini Horasan harcından kalın bir tabakayla sıvanarak su geçmez hale getirilmiştir. Toplam 9.800 m2 bir alanı bulunan bu sarnıç yaklaşık 100.000 ton su depolama kapasitesine sahiptir. Sarnıçtaki sütunların, köşeli veya yivli biçimde olan birkaç tanesi hariç büyük çoğunluğu silindir biçimindedir. Bu sütunlar içerisinde üzeri oyma ve kabartma halinde Tavus Gözü, Sarkık Dal, Gözyaşı şekillerinin tekrarıyla süslenmiş olanı özellikle dikkati çeker. Bu sütun Bizans devrinde "Far um Tauri" denilen bugünkü Beyazıt meydanında kalıntıları bulunan IV. yy. zamanına ait büyük Theodesiusun (379-395) zafer takındaki sütunları benzeridir.

Bir söylentiye göre, üzerindeki şekillerin gözyaşına benzemesin nedeni Büyük Basilika'nın inşasında ölen yüzlerce kölenin anısına dikilmiş ve çağlar boyu onların dramını anlatarak gelmiştir.Sarnıcın orta yerini geçtikten sonra, güneybatı duvarından içeriye doğru, yaklaşık 40 m. uzunluğunda 30 m. genişliğinde düzensiz bir çıkıntı halinde görülen kısım ağırlığı taşıyabilmesi için geçmiş yüzyıllarda yapılan onarımlar sırasında örülen duvarlardır. En uzun yerinde 9 sütun, en dar yerinde ise 2 sütun olmak üzere toplam 40 sütun bu duvarların arkasında kaldığı için görülmemektedir.

Sarnıcın kuzeybatı kösesindeki iki sütunun altında kaide olarak kullanılan iki Medusa başı Roma Çağı heykeltraslik sanatının şaheser örneklerindendir. Sarnıcı ziyarete gelenlerin hayretler içersinde seyrettikleri IV.yy. ait bu başların hangi yapıdan alınarak buraya getirildiği konuda kesin bir bilgi olmamakla birlikte Genç Roma Çağı’na ait antik bir yapıdan sökülerek buraya getirildiği ve sütun kaidesi olarak kullanılmalarını açıklayan yazılı bir bilgiye rastlanmamakla birlikte Medusa Heykellerinin Sarnıcın inşasında salt sütun kaidesi olarak ihtiyaç olduğu için kullanıldığı görüşü araştırmacılar arasında genel kabul görmektedir.

Medusa'yla ilgili mitolojiye dayandırılan bir çok söylentiyle tarihin eski cağlarına doğru bir yolculuk yapmak istersek su gibi rivayetlerle karşılaşabiliriz.Bir söylentiye göre Medusa Yunan Mitolojisinde yeraltı dünyasının dişi canavarı olan üç Gorgonadan biridir. Bu üç kız kardeşten yalnızca yılan başlı Medusa olumludur. Ve kendisine bakanları tasa çevirme gücüne sahiptir. o donemde büyük yapıları ve özel yerleri kötülüklerden korumak amacıyla Gorgona kafalarının resim ve heykellerinin konulduğu, Medusaninda bu düşünceyle buraya konulduğu zannedilmektedir.

Yine bir rivayete göre Medusa siyah gözleri, uzun saçları ve güzel vücudu ile övünen bir kızdı. uzun zamandan beri Yunanlı Tanrı Zeus'un oğlu Perseus'u sevmektedir. Bu arada Tanrıça Athene'de Perseus'u sevmekte ve Medusa'yi kıskanmaktadır. Bunun için Tanrıça Athene Medusa'nin saçlarını korkunç yılanlar biçimine sokar. Artık Medusa kime baksa, baktığı kimse tas kesilir. daha sonra onu bu biçimde gÖREN Perseus heyecanla Medusa'nin büyülendiğini düşünerek başını keser, başını eline alıp düşmanlarını tasa çevirerek bir çok savaşlara kazanır.

Bu olaydan sonra Medusa'nin eski Bizans'ta kılıç kabzalarına ve sütun kaidelerine ters ve yan olarak işlendiği söylenmektedir. Diğer bir rivayete göre ise Medusa kendisine bakanları taşa çevirme özelliğinden dolayı, kendisini bazen Perseus'un kılıcında bazen de aynaya bakıp görüyor ve kendisini tasa çeviriyor. Bunun için buradaki heykeli yapan heykeltras ışığın yansıma pozisyonlarına göre Medusa'yi üç ayrı pozisyonda yapmıştır. 1. normal olan yani su anda Didim'de olan 2. ters olan 3.yan olan buradaki heykel Didim'den getirtilmistir. Roma çağı heykelciliğinin önemli eserlerinden olan dev büyüklükteki iki Medusa başı ters ve yan duruşlarıyla insanların büyük ilgisini çekmeye devam ederken o tarihten bugüne Basilika Sarnıcında sular ahenkle damlayarak sarnıcın yarı karanlık gizemli atmosferinde dolaşanlara Medusa'nin şarkısını mırıldanmaktadır.

Bazilika Sarnıcı kurulduğundan günümüze kadar çeşitli onarımlardan geçmiştir. Osmanlı ımparotorluğu döneminde iki defa restore edilen sarnıcın ilk onarımı 18. yy.da III. Ahmet zamanında (M 1723) Mimar Kayserili Mehmet Ağa tarafından yaptırılmıştır. 19. yy.da ikinci büyük onarım Sultan II. Abdülhamit (1876-1909) zamanına isabet eder. Sarnıcın ortasına doğru kuzeydoğu duvarı önünde yer alan 8 sütun, 1955-1960 yıllarında yapılan bir inşaat sırasında kırılma tehlikesine maruz kaldıklarından bunların her biri kalan bir beton tabaka içine alınarak dondurulmuş ve bu yüzden eski özelliklerini kaybetmişlerdir.

Basilika Sarnıcı kurulduğundan günümüze kadar çeşitli onarımlardan geçmiştir. Osmanlı İmparotorluğu döneminde iki defa restore edilen sarnıcın ilk onarımı 18. yy.da III. Ahmet zamanında (M 1723) Mimar Kayserili Mehmet Ağa tarafından yaptırılmıştır. 19. yy.da ikinci büyük onarım Sultan II. Abdülhamit (1876-1909) zamanına isabet eder.

 Sarnıcın ortasına doğru kuzeydoğu duvarı önünde yer alan 8 sütun, 1955-1960 yıllarında yapılan bir inşaat sırasında kırılma tehlikesine maruz kaldıklarından bunların her biri kalan bir beton tabaka içine alınarak dondurulmuş ve bu yüzden eski özelliklerini kaybetmişlerdir.Bizans Devrinde civarda geniş bir sahayı kaplayan ımparotorların ikamet ettiği büyük sarayın ve bölgedeki su ihtiyacını karşılayan Yerebatan Sarnıcı, İstanbul’un Osmanlılar tarafından 1453 yılında fethinden sonra, bir müddet daha kullanılmış ve padişahların oturduğu Topkapı Sarayı'nın bahçelerine buradan su verilmiştir.

 Durgun su yerine çeşme suyunu yani akan suyu tercih eden Osmanlıların şehirde kendi su tesislerini kurduktan sonra kullanmadıkları anlaşılan Sarnıç XVI.yüzyılın ortalarına gelinceye kadar batılıların meçhulü olarak kalmış nihayet 1544-1550 yıllarında Bizans kalıntılarını araştırmak üzere İstanbul’a gelen Hollandalı gezgin P. Gyllius tarafından yeniden keşfedilerek batı alemine tanıtılmıştır. P. Gyllius araştırmalarından birinde Ayasofya civarında dolaşırken kendisine, buradaki evlerin zemin katlarında bulunan kuyu benzeri yuvarlak büyük deliklerden ev halkının aşağıya sarkıttıkları kovalarla su çektikleri, hatta balık tuttukları söylenince büyük bir yer altı sarnıcının üzerinde bulunan, ahşap bir binanın duvarlarla çevrili avlusundan, yerin altına inen taş basamaklardan, elinde bir meşaleyle sarnıcın içerisine girmeyi başarmıştır. P. Gyllius çok zor şartlarda sarnıcı sandalla dolaşarak ölçülerini alıp, sütunlarını tespit etti. Gördüklerini ve edindiği bilgileri seyahatnamede yayımlanan Gyllius, bir çok seyyahı etkilemiştir. Bunun üzerine yüzyıllar boyu İstanbul’a gelen bütün gezginler bu muhteşem eseri görmeden gitmek istemezler.Basilika Sarnıcını araştıran, başka bir araştırmacı olan tarihçi G. ınciciyan "İstanbul Tarihi" adlı eserinde şehrin XVIII. yüzyılındaki durumunu anlatırken, Yerebatan Sarnıcı hakkında şunları yazmaktadır.

”Ayasofya'nın güneybatısında, yarım mil mesafede, evlerin arasında bulunan bu sarnıç büyük Constantius tarafından büyük sarayın altına yapılmış olup Basilika Kinotexna adını taşırdı. özellikle kış mevsiminde deniz gibi dolan sarnıçta balıklarda bulunuyordu. Hatta buraya Alibeyköy deresinden yer altı kanallarıyla su geldiği sanılmaktadır. "Burada P. ınciciyan Basilika Sarnıcı'nın Büyük Constantius (324-337) yaptırdığını söylerken birçok eski araştırmacı ve tarihçi gibi yanılgıya düşmüştür"...XIX. Yüzyılın sonlarına doğru (1874)'te İstanbul’a gelen İtalyan yazarı Edmando De Amicis, güzelliğine hayran kaldığı bu şehrin toplumsal yaşayışı ve tarihi eserleri hakkında okuyucuya zengin bilgiler veren Costantinapoli (İstanbul) adlı kitabında Yerebatan Sarnıcı'nın gizemli havasını şiirli bir dille şöyle anlatmaktadır:

 

"Bir Müslüman evinin avlusuna giriyor, karanlık ve rutubetli bir merdivenin son basamağına kadar iniyor, ve kendimi İstanbul halkına göre nasıl bittiği bilinmeyen Bizans'ın büyük Basilika Sarnıcı'nın kubbeleri altında bulunuyorum. Karanlığın verdiği dehşeti daha da arttıran çivit renkli bir ışıkla yer yer aydınlanmış, yeşilimsi sular, kara kubbelerin altında kayboluyor, üzerinden sular sızan duvarları parlıyor ve her tarafta, budanmış bir ormandaki ağaç gövdeleri gibi gözün önüne dikilen bitmez tükenmez sütun sıralarını belli belirsiz ortaya çıkarıyor."

 

 Bunun gibi hakkında birçok hikayenin anlatıldığı Basilika Sarnıcı geçirildiği onarımlardan sonra Cumhuriyet döneminde İstanbul Belediyesi tarafından müze haline getirilerek ziyarete açılmıştır. Sarnıç bugünkü durumu 1985 yılında başlatılan içerisinde 50.000 ton çamuru çıkartılması ve gezi platformunun yapılmasıyla birlikte 1987 yılında tamamlanmış ve tekrar ziyarete açılmıştır.Basilika Sarnıcı 1994 Mayısında yeniden büyük bir temizlik ve bakımdan geçerek bundan sonraki yaşam serüvenine tıpkı geçmişteki gibi balıklarla birlikte devam etmeye başladı. Sarnıcı ziyarete gelenler balıkların sütunlar arasında kıvrılarak süzüldüğünü seyrederken bir yandanda sürekli olarak çalınan klasik müzik eşliğinde kahvelerini yudumlayarak tarihin derinliklerine doğru esrarengiz bir yolculuğa çıkarlar...


Öyküsü su seslerine karışan 1500 yıllık bir mekan

Sultanahmet’te bulunan Yerebatan Sarnıcı, 542 yılında Bizans İmparatoru Justinyen tarafından At Meydanı’nın diğer tarafında bulunan Büyük Saray’ın su ihtiyacını karşılamak üzere yaptırılmıştır.

Fetihten sonra yaklaşık yüzyıl süreyle sarnıcın varlığı fark edilmemiş; ancak bodrumlarında su biriktiren ve deliklerden sepet sarkıtarak balık tutan insanların varlığının anlaşılmasıyla keşfedilmiştir. Osmanlı döneminde onarılarak kullanılan sarnıcın giriş kısmındaki evler 1940’larda belediye tarafından istimlak edilerek, giriş için düzenli bir bina yapılmıştır.

1985-1988’de Büyükşehir Belediyesi geniş ölçüde bir temizlik ve onarımdan geçirilen sarnıçtaki su ve dipteki çamur birikintisi boşaltılmış, temizlenmiş, batıdaki ucuna kadar uzanan bir iskele yapılmış, ayrıca kuzeydoğu köşeye de bir platform inşa edilmiştir.

Yerebatan Sarayı olarak adlandırılan sarnıç içten 145 metre uzunluğunda 65 metre genişliğindedir. Yaklaşık 9800 metrekarelik bir alanı kapsamaktadır.Her bir dizide 28 tane olmak üzere 12 sıra sütun tuğla kemerleri ve bunların desteklediği tonozları taşır. Toplam sayıları 336 olan sütunlardan 8’i kuzey bölümde Örme kılıf içine alınmış, güneybatıda 37 sütun, etraflarını çeviren bir dolgu duvarın içinde kalmıştır.

Son restorasyonda içi kuru olmasına rağmen sarnıca tekrar su geldiğinden bugün hala 1-2 m arasında su bulunmaktadır. Halen İstanbul Kültür ve Sanat Ürünleri Ticaret A.Ş. tarafından işletilen Yerebatan Sarnıcı’nda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin çeşitli kültür etkinlikleri gerçekleştirilmektedir.
Logged

Karadeniz rüzgarı

Linklerin Görülmesine izin Verilmiyor.
Linki Görebilmek için Üye Ol



(Hızlı Üye Kaydı) veya Giriş Yap

Şerefle bitirilmesi gereken En asil görevdir HAYAT. Bir lokma ekmek için Şerefini çiğnetmeye; Bir anlık eğlence için Servetini tüketmeye, Bir zamanlık mevkii için El ayak öpmeye, İnsanları ezip geçmeye, Günlük menfaatler için Onurunu terk etmeye, Bir kısım insanlara kızıp Tüm insanlara düşman Olmaya değmez bu HAYAT...
karadeniz rüzgarı
öğrenci
Küçük Laleler
*****

Karizma : 623


Mesaj Sayısı: 2,376

Konu Sayisi: 327

Y@vuz'un ve Ülkü Çoban'ın küçük l@lesi


« Yanıtla #1 : Şubat 27, 2008, 16:18 »

...
Logged

Karadeniz rüzgarı

Linklerin Görülmesine izin Verilmiyor.
Linki Görebilmek için Üye Ol



(Hızlı Üye Kaydı) veya Giriş Yap

Şerefle bitirilmesi gereken En asil görevdir HAYAT. Bir lokma ekmek için Şerefini çiğnetmeye; Bir anlık eğlence için Servetini tüketmeye, Bir zamanlık mevkii için El ayak öpmeye, İnsanları ezip geçmeye, Günlük menfaatler için Onurunu terk etmeye, Bir kısım insanlara kızıp Tüm insanlara düşman Olmaya değmez bu HAYAT...
« Yanıtla #1 : Şubat 27, 2008, 16:18 »

 Logged
karadeniz rüzgarı
öğrenci
Küçük Laleler
*****

Karizma : 623


Mesaj Sayısı: 2,376

Konu Sayisi: 327

Y@vuz'un ve Ülkü Çoban'ın küçük l@lesi


« Yanıtla #2 : Şubat 27, 2008, 16:19 »

...
Logged

Karadeniz rüzgarı

Linklerin Görülmesine izin Verilmiyor.
Linki Görebilmek için Üye Ol



(Hızlı Üye Kaydı) veya Giriş Yap

Şerefle bitirilmesi gereken En asil görevdir HAYAT. Bir lokma ekmek için Şerefini çiğnetmeye; Bir anlık eğlence için Servetini tüketmeye, Bir zamanlık mevkii için El ayak öpmeye, İnsanları ezip geçmeye, Günlük menfaatler için Onurunu terk etmeye, Bir kısım insanlara kızıp Tüm insanlara düşman Olmaya değmez bu HAYAT...
« Yanıtla #2 : Şubat 27, 2008, 16:19 »

 Logged
ember
Öğrenci
Küçük Laleler
*****

Karizma : 522


Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1,595

Konu Sayisi: 213

(Y.Ü) Küçük LaLe..


« Yanıtla #3 : Şubat 27, 2008, 17:02 »

ßen de kız kuLesini €kLeyeceğiMm... :D :D


Kız Kulesi


İstanbul'un sembolü olan Kız Kulesi, hakkında çeşitli rivayetler anlatılan, efsanelere konu olan, İstanbul Boğazı'nın Marmara Denizi'ne yakın kısmında, Salacak açıklarında yer alan küçük adacık üzerinde inşa edilmiş yapıdır.
Üsküdar'ın sembolü haline gelen kule, Üsküdar’da Bizans devrinden kalan tek eserdir. M.Ö. 2475 yıllarına kadar uzanan tarihi bir geçmişe sahip olan kule, Karadeniz’in Marmara ile kucaklaştığı yerde minicik bir ada üzerinde kurulmuştur. Bazı Avrupalı tarihçiler buraya Leander Kulesi derler. Kule hakkında pek çok rivayetler bulunmaktadır. Evliya Çelebi kuleyi şöyle tarif eder: "Deniz içinde karadan bir ok atımı uzak, dört köşe, sanatkarane yapılmış bir yüksek kuledir. Yüksekliği tam seksen arşundur. Sathı mesehası ikiyüz adımdır. İki tarafına bakan yerde kapısı vardır."
Bugün gördüğümüz kulenin temelleri ve alt katın mühim kısımları Fatih devri yapısıdır. Kulenin etrafındaki sahanlık geniş taşlarla kaplanmıştır. Üstündeki madalyon halindeki bir mermer levhada, kuleye şimdiki şeklini veren Sultan II. Mahmut’un, Hattat Rasim’in kaleminden çıkmış 1832 tarihli bir tuğrası vardır. Kulenin Eminönü tarafı daha genişçe olup burada bir de sarnıç vardır.
İlk olarak Yunan döneminde bir mezara ev sahipliği yapan bu ada Bizans döneminde inşa edilen ek bina ile gümrük istasyonu olarak kullanılmıştır. Osmanlı döneminde ise gösteri platformundan, savunma kalesine, sürgün istasyonundan, karantina odasına kadar bir çok işlev yüklenmiştir. Asli görevi olan ve yüzyıllardan beri varlığı ile insanlara, geceleri ise geçen gemilere göz kırpan feneri ile yol gösterme işlevini hiç kaybetmemiştir.Geçmişten geleceğe en çok da düşlere yol göstermektedir Kız Kulesi...
Kız Kulesi 2000 yılında restore edilerek, artık çatal-bıçak seslerinin duyulduğu bir mekân haline dönüştürülmüştür. Kız kulesine ulaşım Salacak ve Ortaköy'den sandallarla yapılmaktadır.
Çok eski tarihi geçmişi olan Kız Kulesi, bir zamanlar, Boğazdan geçen gemilerden vergi alınmak maksadı ile kullanılmıştır. Kule ile Avrupa Yakası boyunca büyük bir zincir çekilmiş ve gemilerin Anadolu Yakası ile Kız Kulesi arasından geçişine(o zamanlar gemi boyutları küçük olduğu için geçebilmekteydi) izin verilmiştir. Bir süre sonra Kule, zinciri taşıyamamış ve Avrupa Yakasına doğru yıkılmıştır. Kuleden suyun içinde bakıldığında yıkıntıları görülmektedir.
Antik Çağ'da Arkla(küçük kale) ve Damialis(dana yavrusu) adları ile anılan kule, bir ara da "Tour de Leandros"(Leandros'un kulesi) ismi ile ün yapmıştır. Şimdi ise Kız Kulesi ismi ile bütünleşmiş ve bu ismi ile anılmaktadır.

Efsaneler


Kız Kulesi ile ilgili anlatılan ilk hikaye; Ovidius'un kaydettiği bir aşk hikayesidir. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan bu hikaye, Hero'nun kuleden ayrılmasıyla başlar. Hero, Afrodit'in rahibelerindendir ve aşkla yasaklıdır. Hero yıllar sonra Afrodit'in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros'un gece kuleye yüzerek gelmesi ile aşklarını kutsarlar.
Kız Kulesi her gece iki gencin gizli aşkına ve yasak sevişmelerine tanıklık eder. Leandros'un yüzerek kuleye geldiği fırtınalı bir günde Hero'nun, Leandros'un yolunu bulması için yaktığı sevda ateşinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularında boğulur. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini boğazın serin sularına bırakır.
Kavuşamayan aşıklara atfen anlatılan bu hikayeden başka bir de; Kleopatra'nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı bir "Yılan" hikayesi vardır. Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızının onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak öleceği söylenir. Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine süzülerek zehrini boşaltır. Kral kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya'nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikayeler anlatılır.
En son anlatılan hikaye ise Osmanlı dönemi ile ilgilidir. Battal Gazi'nin askerleri ile Kız Kulesi'ne baskın yaparak kuleye saklanan hazinelerin ve Üsküdar Tekfuru'nun kızını kaçırdığı ile ilgili hikayedir. Evliya Çelebi’nin notlarına göre Battal Gazi İstanbul’u Bizans’ın elinden almak için Emevi ordularıyla birlikte gelir, Kız Kulesi önündeki kıyıya mevzilenir. Bir süre sonra Battal, İstanbul’un Asya kıyılarında kontrolü ele geçirince dönemin İstanbul tekfuru kızını ve hazinesini Kız Kulesine saklar ama Battal Gazi çoktan tekfur kızına gönlünü kaptırmıştır. Bir gece Kız Kulesine girmeyi başarır. Battal Gazi tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar'dan atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır. Çokça bilinen "Atı alan Üsküdar'ı geçti" lafı bu hikayeden gelir. Daha sonra Tekfur'un kızını Afyon'a kaçırır ve bir kaleye yerleştirir. Fakat bir gece Battal Gazi kalenin dışında uyurken, kaledeki sevgilisi düşman askerlerinin geldiğini görür ve Battal'ı uyandırmak için taş atar ama ne yazık ki o taş Battal'ı şehit eder.Bu hikayeden günümüze gelen bir diğer şey de küçük kulemizin ismi ile ilgilidir. Diğer efsanelerdeki prenseslere de atfen Türkler buraya Kız Kulesi ismini vermişlerdir. Fatma KARAHİSARLI nın 2007 yılı sonuna dogru yayımlanan 'Sır Kulesi' isimli romanında anlatıgına göre: Kız Kulesi, Üsküdar'da Bizans döneminden kalan tek eserdir ve 2500 yıllık geçmişe sahiptir.Kule,gümrük istasyonu olarak basladığı hayatına,savunma amaçlı kale,daha sonra da bünyesine eklenen fenerle gemilere yol gösterici olarak devam etmiştir.Çeşitli zamanlarda onarılan kule,Osmanlı döneminde son büyük onarımını 2.Mahmut döneminde geçirmiştir.1944,1959,1965 yıllarında çeşitli restorasyonlar geçiren kule 2000 yılında Hamoglu Holdingin yaptıgı restorasyonla simdiki hale gelmiştir.Kule hakkında bildiklerimiz bilmediklerimize göre devede kulak kalır bu nedenle o kuleyi 'Sır Kulesi' olarak adlandırır.








Linklerin Görülmesine izin Verilmiyor.
Linki Görebilmek için Üye Ol



(Hızlı Üye Kaydı) veya Giriş Yap





Linklerin Görülmesine izin Verilmiyor.
Linki Görebilmek için Üye Ol



(Hızlı Üye Kaydı) veya Giriş Yap




Linklerin Görülmesine izin Verilmiyor.
Linki Görebilmek için Üye Ol



(Hızlı Üye Kaydı) veya Giriş Yap



Linklerin Görülmesine izin Verilmiyor.
Linki Görebilmek için Üye Ol



(Hızlı Üye Kaydı) veya Giriş Yap

Logged

»»»♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥«««  €mßeR  »»»♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥«««


HaYaT SeNi aĞLaTMaK iÇiN uĞRaŞaCaKTıR, SeN iNaDıNa GüLMeYi BaŞaRaBiLiYoRSaN HaYaT SeNDeN GiZLi aĞLaYaCaKTıR.......

Linklerin Görülmesine izin Verilmiyor.
Linki Görebilmek için Üye Ol



(Hızlı Üye Kaydı) veya Giriş Yap
Linklerin Görülmesine izin Verilmiyor.
Linki Görebilmek için Üye Ol



(Hızlı Üye Kaydı) veya Giriş Yap




»»»♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥«««  €mßeR  »»»♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥«««
ember
Öğrenci
Küçük Laleler
*****

Karizma : 522


Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1,595

Konu Sayisi: 213

(Y.Ü) Küçük LaLe..


« Yanıtla #4 : Şubat 27, 2008, 17:06 »

:) :)

RESİMLER



Logged

»»»♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥«««  €mßeR  »»»♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥«««


HaYaT SeNi aĞLaTMaK iÇiN uĞRaŞaCaKTıR, SeN iNaDıNa GüLMeYi BaŞaRaBiLiYoRSaN HaYaT SeNDeN GiZLi aĞLaYaCaKTıR.......

Linklerin Görülmesine izin Verilmiyor.
Linki Görebilmek için Üye Ol



(Hızlı Üye Kaydı) veya Giriş Yap
Linklerin Görülmesine izin Verilmiyor.
Linki Görebilmek için Üye Ol



(Hızlı Üye Kaydı) veya Giriş Yap




»»»♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥«««  €mßeR  »»»♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥«««
karadeniz rüzgarı
öğrenci
Küçük Laleler
*****

Karizma : 623


Mesaj Sayısı: 2,376

Konu Sayisi: 327

Y@vuz'un ve Ülkü Çoban'ın küçük l@lesi


« Yanıtla #5 : Şubat 27, 2008, 17:14 »

bende bir kaç resim ekleyeyim cemreciğimmm  smitten
Logged

Karadeniz rüzgarı

Linklerin Görülmesine izin Verilmiyor.
Linki Görebilmek için Üye Ol



(Hızlı Üye Kaydı) veya Giriş Yap

Şerefle bitirilmesi gereken En asil görevdir HAYAT. Bir lokma ekmek için Şerefini çiğnetmeye; Bir anlık eğlence için Servetini tüketmeye, Bir zamanlık mevkii için El ayak öpmeye, İnsanları ezip geçmeye, Günlük menfaatler için Onurunu terk etmeye, Bir kısım insanlara kızıp Tüm insanlara düşman Olmaya değmez bu HAYAT...
ember
Öğrenci
Küçük Laleler
*****

Karizma : 522


Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1,595

Konu Sayisi: 213

(Y.Ü) Küçük LaLe..


« Yanıtla #6 : Şubat 27, 2008, 17:17 »

:) :) DEVAMM... :) :)



Logged

»»»♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥«««  €mßeR  »»»♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥«««


HaYaT SeNi aĞLaTMaK iÇiN uĞRaŞaCaKTıR, SeN iNaDıNa GüLMeYi BaŞaRaBiLiYoRSaN HaYaT SeNDeN GiZLi aĞLaYaCaKTıR.......

Linklerin Görülmesine izin Verilmiyor.
Linki Görebilmek için Üye Ol



(Hızlı Üye Kaydı) veya Giriş Yap
Linklerin Görülmesine izin Verilmiyor.
Linki Görebilmek için Üye Ol



(Hızlı Üye Kaydı) veya Giriş Yap




»»»♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥«««  €mßeR  »»»♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥«««
zelihakinci
Moderatör
*

Karizma : 286


Mesaj Sayısı: 2,723

Konu Sayisi: 94


« Yanıtla #7 : Şubat 28, 2008, 18:34 »

Teşekkürler..
Logged



zelihakinci
 

<a href="http://www.teknolojik.org/selocan.swf" target="_blank">http://www.teknolojik.org/selocan.swf</a>



karadeniz rüzgarı
öğrenci
Küçük Laleler
*****

Karizma : 623


Mesaj Sayısı: 2,376

Konu Sayisi: 327

Y@vuz'un ve Ülkü Çoban'ın küçük l@lesi


« Yanıtla #8 : Şubat 28, 2008, 18:38 »

ben teşekkür ederiimm :)  güzel Türkiye'mizden tarihi güzellikler...
Logged

Karadeniz rüzgarı

Linklerin Görülmesine izin Verilmiyor.
Linki Görebilmek için Üye Ol



(Hızlı Üye Kaydı) veya Giriş Yap

Şerefle bitirilmesi gereken En asil görevdir HAYAT. Bir lokma ekmek için Şerefini çiğnetmeye; Bir anlık eğlence için Servetini tüketmeye, Bir zamanlık mevkii için El ayak öpmeye, İnsanları ezip geçmeye, Günlük menfaatler için Onurunu terk etmeye, Bir kısım insanlara kızıp Tüm insanlara düşman Olmaya değmez bu HAYAT...
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



Google Etiket Sitemap Sitemap2 Sitemap3 Arsiv Seo 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 146 146